Ana içeriğe atla

Arzular ve Arzularımız

Hegel demiş ki:  “İnsanın arzusu başkalarının arzusunu arzu etmekle başlar.” Yahu Hegel sen ne anlatıyorsun? Ne demek istiyorsun? Dediğinizi duyar gibiyim, yoksa cidden duyuyor muyum? Ha yok kapıymış ya.
Kapıcı İzzet abi imiş gelen. Abi dedim Hegel diye biri var bak böyle böyle diyor dedim. Adam haklı şimdi demez mi? Üstüne eklemez mi: eğer sırf bir başkasının arzusunu arzulamak için arzulanmıyorsa bir başkasının arzusu aklına yattığı için ve bir başkasından feyz alma konusunda ise aslında sakıncası olmayan çok masum bir eylemdir!”
vay be ağzına sağlık neler söylüyor o ağzın dedim. Eheyy dostum ne sandın dedi. Ve ekledi;
- insanı hayvandan ayıran en büyük özellik bu.
-nasıl yani anlamadım abi.
-sadece bir şeyi arzulamak değil de, arzuyu arzulamaktır insanı hayvandan ayıran fark.
Tabi ben böyle oldum :O
Üstüne kombo yapmaya başladı durdurabilene aşk olsun. “aslında istediğimizi sandıklarımız, birilerinin isteklerine sahip olma dürtümüz. Bilge Karasu Göçmüş Kediler Bahçesi’nde : “keşke kedilere benzeyebilseydik” der. Yaşadıklarının iyice farkındalar gibi. Uykularının hangi katındalarsa o katın uykusunu yaşarlar.  Bizlerse uyuduğumuz zamanla övünürken her işimizi, her sözümüzü o zamanın akışı içinde, ötede,  ileride, gelecekte varılacak bir noktaya varmak üzere yapıyor ya da söylüyor, yapmakta, söylemekte olduğumuz şeyi unutuyoruz.
Ne güzel dedin be İzzet abim diyemeden konuşmasına devam ediyordu.
Ben aslında ötekiyle, onla, bunla değil de kendimle mücadele ediyorum, boğuşuyorum. Ama sonra yaşadıklarıma dönüyorum. Niye mi dönüyorum? İnsana kendini anlaması için paylaşabilecek başka insanlar gerek. Sosyalleşmek ihtiyaç tıpkı yemek, içmek gibi. Hem sorguluyorum kendimi. Tamamlandım mi diye? Bir keçi tamam mıyım yeterince keçi miyim diyor mudur ki? İnsan diyor, dedikçe de bir şey olamıyor…




 Birden kapı çalıyor hiddetle korkarak uyanıyorum. Ahh meğersem rüyaymış. Asıl kapıcımız serpil abla geliyor ve ona da söylüyorum : “insanın arzusu başkalarının arzularını arzu etmekle başlar”  yüzüme bakıyor manasız manasız ve diyor ki tek arzum maaşıma zam yapılması lafı dolandırmayın zammı istiyorum :D

Yorumlar

  1. Yalnız çok sağlam hikayeydi. Dedim ki kapıcı İzzet abi deyip geçmemek lazım, vallahi helal olsun. Güzel ters köşe oldum. :D

    Bu arada blogunuza "İzleyiciler" eklentisini yerleştirmemişsiniz, sizi manuel olarak takibe almak zorunda kaldım. Onu eklerseniz insanların sizi takip etmesi kolaylaşır.

    Bu arada kendi bloguma da beklerim. :)

    https://engineeringvibes.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. blogunuz çok hoş. kusura bakmayın yorumunuzu anca cevaplayabildim. teşekkürler

      Sil
  2. Haha sonu sürpriz sonlu icerigi sahane yazi begendim :-}

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Mozart nasıl okunur?

Mozart nasıl okunur nasıl ya yazıldığı gibi değil miydi? Değilmiş işte ben de hep Mozart diye okurdum fakat yaklaşık 5-6 ay önce öğrendim ki öyle değilmiş. Bunu da uzun zamandır blogumda yazmak istemiştim fırsat olmamıştı. Derken bugün national geographic'de yayınlanan Einstein dizisinde (deha) Albert Einstein mozarttan bahsederken bi değişik mozart dedi mortsart mı desem modzart mı desem bi garipti. İşte tam olarak nasıldı ya mozartın okunuşu aslında öğrenmiştim ama nasıldı nasıldı derken zorla buldum o linki  uludağsözlükte bi yazar güzelce açıklamıştı ahanda şöyle: "asli ne mozart´tir, ne de modzart´tir. dogrusu mozart yazilisina sahip fakat "motsart" olarak okunur wolfgang amadeus mozart  avusturya´nin salzburg kentinde dogmus ve viyana´da vefat etmistir. bu da demek oluyor ki; kendisi bir avusturyali. avusturya´nin ana dili almanca oldugundan ve almancada da "z (zet)" harfi "ts" olarak okundugundan yanlis söylenen isimdir. bu aynen...

Ölmüşlerinin Canına Değsin

Evde gün vardır onlarca kadın gelmiştir patates salataları sarmalar dolmalar gümletilmiş tatlı yenilmiş keyifleri gayet tıkır. Bu kocakarılar artık karınlarını da doyurdular ve maslowun hiyerarşisini düşünün açlıklarını doyurdular sıra meraklarına doyurmaya geldi ehe ehe.  Önce anneye sorulur onur nasıl napıyo bıdı bıdı anneye tembih edilir beni sorarlarsa yok de. Peki, anne öyle der mi aslaaa katiyennn odasında der. Ve salondan onura seslenilir; onur onur sesleriyle onur fak fak nidalarıyla odasından çıkar salona girer bisürrü teyze bacı elini mi öpsem tokalaşmak da olmaz lan buhranı :( Tereddütlerle girilir. Sorular sorulur. Zaten kızaran bir tiptir onur iyice domates olur. Moruklardan biri yavrımmm su getirir misin der. Hadi ayıp olmasın getireyim der onur. Küçük onur suyu kadına verir ve kadının ağzından şu cümle dökülür :” ölmüşlerinin canına değsin” Ölmüşlerimin canına mı değsin ne demek lan o. Dumur oldum dumur. Küfür mü etti teşekkür mü anlamadım. Hatta oh iyi ki ölmüş...

Bilinmeyen Adanın Öyküsü

Jose Saramago ile tanışmam epey gecikmişti kendisini hele ki kitaplarının ününü duymamak elde değil. Saramago'ya Bilinmeyen Adanın Öyküsü ile başlamak ne derece doğruydu bilemedim. Amma velakin Portekizli bu büyük dehaya bir yerden başlamam gerektiğini biliyodum. Dikkat dağınıklığım had safhada olduğu için uzun 300-400 sayfayı geçen kitapları pek tercih etmiyorum jsjsjs aslında malca kabul ediyorum sırf bu yüzden okumasını ertelediğim  onlarca düşünce,araştırma,roman var.Ama aşacağım bu konuyu yani inş bilemiyorum nasıl olacak da  Her neyse neden bu kitapla başladım çünkü çünkü çünkü yanlış hatırlamıyosam onedio veya benzeri bir sitede kısa ama işlevi iyi kitaplar listesinde görmüştüm. İşlevine gelecez birazdan. Listede gördükten sonra aklıma kazıdım bi ara alır okurum ben bunu dedim. Üstünden günler aylar geçti. İdefixten kitap siparişi verirken ahaa diyip aklıma birden düşüverdi bu kitap. Hemmen (iki m ile mmm  baskısını duyun) sipariş ediverdim. Fiyatı da 8 tl etiket...